Fatiha suresi, nüzul sırasına göre beşinci sıradadır ve Müddessir suresinden sonra nazil olmuştur. Günümüzdeki sıralamaya göre birinci sırada yer almaktadır. 7 ayeti vardır. Surenin birçok ismi bulunur. Ancak "Hamd" ve "Fatiha" en meşhur isimleridir. Fatiha, açan anlamına gelir.
Bazıları Fatiha suresinin ilk nazil olan sure olduğunu iddia etmişler ve şu delilleri ileri sürmüşlerdir:
1- Fatihasız bir namaz olmaz. Zira Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Fatiha okumaksızın hiçbir namaz olmaz."[1]
Peygamberimiz (s.a.a) Alak suresinde de buyrulduğu gibi namaz kılmaktaydı. Dolayısıyla Fatiha suresi olmaksızın namaz olmayacağına göre birinci sure olması gerekir.
2- Bu sure Peygamberimizden (s.a.a) nakledilen bir hadiste "Fatihat-ul Kitab / Kitabı açan" [2] olarak nakledilmiştir. Dolayısıyla Kur'an'ın açılışı yani nazil olmaya başlaması bu sure ile olmuştur.
Bu iddialara şöyle cevap verilmiştir:
1- "Fatihasız namaz olmaz" hadisi, "Abdestsiz namaz olmaz" hadisine benzemektedir. Ancak bizler bilmekteyiz ki abdest, son inen surelerden olan Maide suresinde farz olmuştur. Netice olarak şöyle söyleyebiliriz: Fatiha suresinin namazlarda okunmasının farz oluşu, surenin nazil olduğu zamana bağlıdır; namazın kılınmaya başladığı zamana değil. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.a) risaletten önce de namaz kılmaktaydı ve Fatiha suresi de dahil Kur'an adıyla hiçbir sure nazil olmamıştı.
Bazı rivayetlerde abdest ayetinden önce bir abdest türünün var olduğu, lakin nasıl olduğunun tam olarak belli olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak abdest ayetiyle hem abdestin keyfiyeti netleşiyor hem de farz olduğu kat'ileşiyor.
2- "Fatihat-ul Kitab / Kitabı açan" hadisinin anlamı, farz hükümlerin ve ibadetlerin bu sureyle başladığı anlamına gelir. Zira birçok yerde "Kitap" kelimesinin kökü olan "Ketebe / Yazdı" fiili, "Farz kılmak" olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla "Kitap" kelimesi de "Farz olan şey" anlamına gelir. Örneğin Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Kısas size farz kılındı.
Oruç size farz kılındı.
Savaş size farz kılındı.
Muhakkak namaz müminlere vakti belirlenmiş bir farzdır.
Fatiha suresi de, Müddessir suresinden sonra nazil olarak, farz ibadetlerin en önemlilerinden olan namazın içindeki farziyetini ilan etmiştir.
1- Rabbimiz, Peygamberimize (s.a.a) hitap ederek Fatiha suresi hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Muhakkak ki Biz sana iki defa tekrarlanan yedi (ayetli Fatiha)yi ve büyük Kur'an'ı verdik."
Şia ve Sünni kaynaklarında, "Seb'an Min el Mesani / iki defa tekrarlanan yedi" Fatiha suresi olarak nakledilmiştir. Allah-u Teâlâ Fatiha suresini nazil ederek ve onu büyük Kur'an'la birlikte karar kılarak Peygamberimizi minnettar bırakmıştır.
2- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Fatiha'sız namaz olmaz."[10]
Bundan dolayı, bütün Müslümanların her gün defalarca namazlarında Fatiha suresini okumaları farzdır.
3- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Hamd (Fatiha) suresi, Kur'an'ın anasıdır."[11]
4- Peygamberimiz (s.a.a) Cabir b. Abdullah Ensari'ye hitap ederek şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın kitabında indirdiği en üstün sureyi sana öğretmeyeyim mi?"
Cabir "Evet, öğretin ey Allah'ın Resulü!" diye arz etti. Ardından Peygamberimiz (s.a.a) Fatiha suresini öğretti ve ekledi:
"Bu sure, ölüm dışındaki bütün dertlerin şifasıdır."[12]
5- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, Allah-u Teâlâ ne Tevrat'ta, ne İncil'de, ne de Kur'an'da bu surenin benzerini indirmemiştir."
6- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Hangi Müslüman Fatiha suresini okursa, Kur'an'ın üçte ikisini okuyan kişi gibi sevap alır..."
7- İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Bilmelisin ki semavi kitapların esrarının hepsi Kur'an'dadır. Kur'an'da olan şeylerin hepsi Fatiha'dadır..."
8- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"İblis dört yerde feryat etmiştir; 1- Lanet edildiği gün, 2- Yeryüzüne indiği gün, 3- Resullerin gönderildiği gün, 4- Fatiha suresi nazil olduğu gün."
9- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Eğer Fatiha suresini ölüye yetmiş defa okursan ve dirilirse, bu şaşılacak bir şey olmaz."[17]
1- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. 2- Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. 3- O, Rahman'dır, Rahim'dir. 4- Din gününün Malik'idir. 5- Yalnızca Sana ibadet ederiz ve yalnızca Senden yardım isteriz. 6- Bizi müstakim yola hidayet eyle. 7- Kendilerine nimet verdiğin, gazaba uğramamış ve dalalette olmayan kişilerin yoluna.
1- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
Fatiha suresinin ilk ayeti besmeledir. Alak suresinde "Besmele"nin geniş bir şekilde tefsirini açıklamaya çalışmıştık.
1- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Besmele ile başlanılmayan her önemli iş güdüktür (veya) kesiktir."[18]
2- İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
"İnsan ne iş yapmak isterse 'Bismillah' diye söylemelidir. Yani 'Bu işe Allah'ın adıyla başlıyorum' demelidir."
1- Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Kim besmeleyi terk ederse, Allah'ın kitabından bir ayet bırakmış olur."[20]
2- Darukutni şöyle nakletmiştir:
Bir adam Hz. Ali'ye (a.s) "Seb-ul Mesani / iki defa tekrarlanan yedi" nedir? diye sordu. Hz. Ali (a.s) onun Fatiha suresi olduğunu belirtti ve besmeleyi juga onun bir ayeti saydı.
3- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Besmele surelerin tacıdır."[22]
4- Fahri Razi şöyle nakletmiştir:
Muâviye, Medine'ye gelip halka, sesli okunması gereken bir namaz kıldırmış ve bu namazda Fatiha'nın başındaki besmeleyi okumamıştır. Namaz bittikten sonra muhacir ve ensar 'Besmeleyi mi çaldın yoksa unuttun mu?' diyerek ona itiraz etmişlerdir.
5- Suyuti, İbni Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir:
"Şeytan, insanlardan Kur'an'ın en büyük ayeti olan 'Bismillah ir Rahman ir Rahim'i çalmıştır."[24] Zira Muaviye örneğinde olduğu gibi bazıları bilerek surelerin başında besmeleyi okumuyorlardı.
2- Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Bu ayet, besmeleden sonraki ilk cümledir. Bütün övgüler alemlerin Rabbi Allah'a özgüdür. Onun dışında hiçbir varlık kendiliğinden bu övgüye sahip değildir.
1- "Hamd" bilerek yapılan güzel bir iş ve sıfatı övmek anlamında kullanılır. Ancak "Methetmek" kavramından daha özeldir. Hamd kelimesindeki "Elif ve Lam" takısı umumiyeti ifade eder. Yani "bütün hamd'lar Allah'a aittir" anlamına gelir.
2- Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
"Kim dört defa 'El-hamdu lillahi Rabbi'l-âlemîn' derse, Allah ona lütfuyla karşılık verir."
3- İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Allah-u Teâlâ kullarına verdiği nimetleri sınırlı bir şekilde tanıtmıştır. Çünkü kulların Onun nimetlerinin tamamını şükretmeye gücü yetmez."
4- İmam Zeynel Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Kim 'El-hamdu lillah' derse, Allah-u Teâlâ'nın her nimetinin şükrünü yerine getirmiş olur."
5- Hammad bin Osman şöyle nakletmiştir:
İmam Cafer Sadık (a.s) bir gün mescitten dışarı çıktı ve merkebinin kaybolduğunu gördü. 'Eğer merkebim bulunursa Allah'a layıkıyla hamd edeceğim' dedi. Merkep bulununca 'Elhamdülillah' diyerek şükretti.
Eğer bir kimseden "Niçin bütün övgüler sadece Allah'a mahsustur?" diye bir soru gelirse, ayetin devamı buna cevap verir: Çünkü O, "Rabbi'l-âlemîn"dir. "Rab" ise sahip, malik, efendi, kanun koyucu, yönetici ve terbiye edici anlamlarına gelir.
1- Rabbimiz şöyle buyrdmaktadır:
"Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren sonra da hidayet eden kimsedir."
2- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"De ki: O her şeyin Rabbi iken ben Allah'tan başka bir Rab mi arayayım?"
3- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Yaratma ve emir yalnızca Ona mahsustur. Alemlerin Rabbi olan Allah ne kadar bereketlidir."
4- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Göklerin, yerin ve ikisi arasında olan şeylerin Rabbidir."
5- "Alemler" kelimesi ile ilgili İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Onlar, canlı ve cansız bütün yaratılmış varlıklardır."[33]
Dolayısıyla şöyle söyleyebiliriz: Allah-u Teâlâ, canlı ve cansız bütün varlıkların Rabbi ve sahibidir.
3- (O) Rahman'dır, Rahim'dir.
Bundan önceki ayette "Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur." diye buyrulmuştu. Bu ayette ise rububiyetin kaynağının rahmet olduğu vurgulanmaktadır.
Rahman ve Rahim sıfatları rahmet kökünden türemişlerdir. Dolayısıyla Allah kullarına ve yarattığı varlıklara karşı sonsuz şefkat sahibidir.
1- "Rahman" kelimesi, rahmette genel genişliği ifade eder. Konuyla ilgili Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır."
2- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Rahmetim her şeyi kuşatmıştır."
3- Bu bakımdan Allah, Rahman sıfatından dolayı mümin, kafir, münafık, canlı ve cansız bütün varlıkları dünyada nimetlendirir.
4- Ancak "Rahim" sıfatı rahmet etmede müminlere özel olan tecelliyi beyan eder:
"Onu takva sahiplerine, zekat verenlere ve ayetlerimize iman eden kişilere yazacağım."
5- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"O müminlere karşı Rahim'dir."
6- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Allah, her şeyin ilahıdır. Rahman, bütün yaratıklara karşı merhametlidir. Rahim ise özellikle müminlere merhamet edendir."
7- İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Rahman genel sıfat olan özel bir isimdir. Rahim ise özel sıfat olan genel bir isimdir."[39]
4- Din gününün Malik'idir.
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah din gününün de maliki ve sahibidir. Bütün kainatta Allah'ın emirleri geçerlidir.
1- "Malik", mülk kökündendir. Mülk; hükümet, yönetmek ve hükümranlık demektir. Mülk; emretme gücüdür.
"Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah'a mahsustur."
2- "Din"; kanun, yasa, ceza, ödül, hesap, itaat ve kıyamet gibi anlamlara gelir. Örneğin:
"Muhakkak Allah katındaki yegâne din İslam'dır."
3- Din, itaat ve ameldir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Halis din Allah'ındır."
4- Din, kıyamettir. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
"Din günü ne zaman diye soruyorlar."
Dolayısıyla "Din gününün Malik'idir." ayetinde de "Kıyamet gününün yegâne Malik, hükümran ve padişahı Odur" denmek istenmektedir.
5- Zünüri şöyle nakletmiştir: İmam Zeynel Abidin (a.s) "Din gününün Malik'idir" ayetini okuduğu zaman, o kadar çok tekrar ederdi ve ürperirdi ki nerdeyse canı çıkacak gibi olurdu.
6- İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Din, hesap anlamına gelir."[45]
7- İmam Ali Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur:
"Din gününün Malik'idir' diye söylemek; yeniden dirilişi, hesabı, amellerin karşılığının verileceğini ikrar etmektir."
Allah-u Teâlâ birçok yönden ibadet edilmeye layıktır. Örnek;
5- (Allah'ım!) yalnızca Sana ibadet ederiz ve yalnızca Senden yardım isteriz.
Sağlıklı bir akla göre; insan, Allah'a kulluk etmeyi kabul etmek zorundadır. Zira biz insanlar mükemmele ve mutlak güce yöneliriz.
Ayette "yalnızca Senden yardım isteriz" diye geçmektedir. Bu bakımdan bazılarına göre Allah'tan başkasından yardım dilemek şirk kabul edilir. Oysa Kur'an buna açıklık getirmiştir:
1- Allah Teala Müslümanların birbirlerine yardım etmelerini emretmekte ve şöyle buyrutmaktadır:
"İyilikte ve takvada yardımlaşın."
Eğer insanların Allah'tan başkasından yardım almaları mutlak şirk olsaydı bizzat Allah birbirinizle yardımlaşın emrini verir miydi?
2- Allah Teala yardıma muhtaç olan Müslümanların diğer Müslümanlardan yardım istedikleri durum hakkında şöyle buyurur:
"Eğer sizden din konusunda yardım isterlerse, sizin yardım etmeniz gerekir."
3- Hz. Musa ve Hz. Hızır bir köye varmışlardı, yorulmuşlardı, acıkmışlardı, bundan dolayı köylülerden yemek istemişlerdi:
"Bir köy halkına vardıkları zaman, onun halkından yemek istediler."
Eğer meşru ölçülerde yardım istemek şirk olsaydı peygamberler bunu yapmazdı.
4- Allah Teala Zülkarneyn'den birçok ayette övgüyle söz etmekte ve ardından onun da bir kavimden yardım istediğini nakletmektedir:
"Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım."
5- Allah Teala'nın hiçbir kimseye ihtiyacı yoktur, ancak bizzat Allah kendisine yardım edilmesini istemiştir:
"Ey iman edenler! Eğer Allah'a (dinine) yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar."
6- Allah Teala bütün peygamberlerden Hz. Peygambere yardım etmelerini istemiş ve şöyle buyurmuştur:
"Sizinle birlikte olanları tasdik eden bir resul geldiği zaman ona iman edecek ve ona yardım edeceksiniz."
7- Allah Teala Hz. Peygambere yardım etmeyi Müslümanlardan da istemiş ve şöyle buyurmuştur:
"Böylece ona iman edenler, ona saygı gösterip destek olanlar ve ona yardım edenler kurtuluşa erenlerdir."
Kulun Allah ile kendi arasında bir vesile karar kılıp Allah'tan yardım istemesi meşrudur:
1- Nitekim Allah Teala Müslümanlara Allah katında vesile edinmeleri gerektiğini emreder:
"Ey iman edenler! Takvalı olup Allah'tan sakının ve Ona yaklaşmak için vesile arayın."
2- Allah Teala bir ayette vesilenin sabır ve namaz olduğunu açıklamış ve şöyle buyurmuştur:
"Sabırla ve namazla yardım isteyin."
3- Allah Teala başka bir ayette de vesilenin Hz. Peygamber'in duası olduğunu açıklamakta ve şöyle buyurmaktadır:
"Eğer onlar kendilerine zulüm ettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileselerdi ve Resul de onlar için bağışlanma dileseydi elbette Allah'ı tövbeleri kabul eden ve merhametli bulurlardı."
4- Allah Teala münafıkların alametleri hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Onlara: 'Gelin, Allah'ın Resulü sizin için mağfiret dilesin' dendiği zaman başlarını çevirirler."
5- Kur'an Hz. Yusuf'un kardeşlerinin pişman olup babalarını vesile kıldıklarını nakleder:
"Ey babamız! Bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten hata ettik dediler."
6- "Peygamberler yaşarken onları vesile kılmak caizdi, öldükten sonra şirk olur" iddiasına cevap: Bir şey özünde şirkse dirisi veya ölüsü fark etmez. İslam'da peygamberlerin manevi tasarrufu diridir. Nitekim her namazda "Es-selamu aleyke eyyuhen-nebiyyu" diyerek ona doğrudan seslenmekteyiz.
6- Bizi müstakim yola hidayet eyle.
Bundan önceki ayetlerde Allah-u Teâlâ'yı övmüş ve yalnızca Ona kul olduğumuzu ilan etmiştik. Bu ayette ise duamızı dile getiriyoruz.
Hidayet; bir kimseye rıfkla, nazik bir şekilde yolu göstermek, kılavuzluk etmek, ya da doğru yolu ve yönü tutmasını sağlamaktır. Kur'an-ı Kerim'de hidayet iki türlü açıklanmıştır:
1- Tekvini hidayet: Evrendeki varlıkların yaratılış gayelerine göre hareket etmesidir. Örneğin bal arısının hidayet olması.
"Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren sonra da hidayet eden kimsedir."
2- Teşrii hidayet: İnsanın özgür iradesiyle doğru yolu bulması için peygamberler ve kitaplar vasıtasıyla yol gösterilmesidir.
a) İlahi yol sabittir, oysa öteki yollar her zaman değişken ve çarpıktır.
b) İlahi yol sadece bir tanedir, oysa öteki yollar sayısız ve darmadağınıktır.
c) İlahi yolda yaşayan bir kimse geleceğinden umutludur.
d) İlahi yolda yaşayan bir kimse için “yenilgi” diye bir şey yoktur.
“Müstakim yol” dosdoğru yol demektir. Allah’ın ve velilerinin yoludur.
1- Konuyla ilgili şöyle buyrulmaktadır:
Muhakkak ki Rabbim müstakim yol üzeredir.
2- Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Muhakkak ki sen resullerdensin, müstakim yol üzeresin.
3- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:
Müstakim yol, peygamberlerin yoludur.[3]
4- Efendimiz (saa) şöyle buyurmuştur:
Müstakim yol, Allah’ın kitabıdır.[4]
5- Ehli Sünnet âlimlerinden olan Hâkim Hasekani, Peygamberimizin (saa) Hz. Ali’ye (sa) hitap ederek şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
(Ey Ali!) Apaçık yol sensin, müstakim yol sensin, müminlerin rehberi sensin.
6- Resulullah (saa) Ehli Beyt imamları hakkında şöyle buyurmuştur:
Onlar, ümmetimin içindeki ilim kapılarıdır. Onlara tabi olan ateşten kurtulur. Onlara uyan müstakim yola hidayet olur. Allah-u Teâlâ, onların muhabbetlerini, yalnızca cennete koyacağı kullarına hibe etmiştir.[6]
7- İmam Ali (sa) şöyle buyurmuştur:
Allah’ın müstakim yolu ve kopması olmayan sağlam kulpu benim.[7]
8- Ehli Sünnet âlimlerinden olan Hanefi Kunduzi, İmam Zeynel Abidin’in (sa) şöyle söylediğini nakletmiştir:
Allah’ın kapıları biziz, müstakim yol biziz, O’nun ilminin küfesi ve vahyinin tercümanı biziz, tevhidinin sütunları ve sırrının mahzeni biziz.[8]
9- İmam Cafer Sadık (sa) şöyle buyurmuştur:
Allah’a yemin ederim ki müstakim yol biziz.[9]
10- Hâkim Hasekani, sahabelerden biri olan Bureyde’nin “(Allah'ım!) Bizleri müstakim yola hidayet eyle” ayetinin açıklaması hususunda şöyle dediğini nakletmiştir:
Allah’ım! Bizleri Peygamberin ve Ehli Beyt’inin yoluna hidayet eyle.[10]
11- Ancak şu önemli konu ise hiçbir zaman unutulmamalıdır ki Şeytanın bütün gayesi ve çabası insanları her hangi bir neden veya bahaneyle “müstakim yoldan” uzaklaştırmaya çalışmaktır. Âdem (as) yaratıldığı zaman ona secde etmeyen Şeytan, Allah-u Teâlâ’ya şu isyan dolu sözleri söylemişti:
Onlar (ı saptırmak) için kesinlikle Senin müstakim yoluna oturacağım.
7- Kendilerine nimet verdiğin, gazaba uğramamış ve dalalette olmayan kişilerin yoluna.
Bir önceki ayette “Bizi müstakim yola hidayet eyle.” diye dua etmiştik. Bu ayette ise “Müstakim yolun” ne olduğu açıklanmaktadır. Müstakim yol; kendilerine nimet verilen, gazaba uğramamış ve dalalette olmayan kişilerin yoludur.
1- Müstakim yola sahip olan kişiler üç özelliğe sahiptirler:
a) Hidayet nimetine sahip kişilerdir.
b) Allah’ın gazabına uğramamış kişilerdir.
c) Sonradan sapıtıp dalalete düşmeyen kişilerdir.
2- Rabbimiz konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:
Kimler Allah’a ve Resulüne itaat ederlerse, onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerden olan kişilerle birliktedirler.
3- İmam Cafer Sadık (sa) şöyle buyurmuştur:
“Kendilerine nimet verilen kişiler” Muhammed (saa) ve Ehli Beytidir.[13]
4- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur:
“Kendilerine nimet verilen kişiler” Ali’nin velayetiyle nimetlenen şialardır. Onlara gazap edilmemiş ve onlar sapıtıp dalalete düşmemiş kişilerdir.[14]
Not: Bu iki rivayet zahirde tezat görünse de aslında öyle değildir. Çünkü nimet sahibi olmanın makamları ve dereceleri vardır. Hidayet nimetine en yüksek derecede Peygamberimiz (saa) ve Ehli Beyti (sa) sahiptirler. Ardından ise onlara en yakın olan takipçileri gelmektedir.
“Gazab” öfke anlamına gelir. Kur’anı kerimde gazaba uğrayan kişilerin genel sonuçları şunlardır:
1- Kâfirler. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Ancak göğsünü küfre açan kişilere Allah’tan bir gazap vardır.
2- Münafıklar ve müşrikler. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Allah’a kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları, Allah azap eder. Kötü hadiseler onların üzerine olsun. Allah onlara gazaplanmış ve onlara lanet etmiştir. Onlar için cehennemi hazırlamıştır.
3- Yahudiler veya İsrail oğulları. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Allah’tan bir gazaba uğradılar. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkar edip kafir olmalarından ve haksız yere peygamberleri öldürmelerinden dolayıdır. Bu, onların isyan etmelerinden ve sınırı aşıyor olmalarından dolayıdır.
4- İslam’dan döndürmek için Allah ve Onun dini hakkında tartışan kişiler. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Ona icabet edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Onların üzerine bir gazap vardır. Onlar için şiddetli bir azap vardır.
“Dalalet” hak yolda olmamak, ondan ayrılmak ve sapıtmak anlamına gelir. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Haktan sonra dalaletten başka ne vardır?
Kur’an-ı Kerim'e göre dalalete düşenler genel olarak şu kimselerdir:
1- İmanı küfür ile değiştiren kişiler.
Kim imanı küfür ile değiştirirse, kesinlikle o yolun düzgününden sapıtıp dalalete düşmüş olur.
2- Müşrikler.
Kim Allah’a ortak koşup müşrik olursa, kesinlikle o uzak bir sapıtmayla dalalete düşmüş olur.
3- İnkâr edip kâfir olan kişiler.
Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, Resullerini og ahiret gününü inkar edip kafir olursa, kesinlikle o uzak bir sapıtmayla dalalete düşmüş olur.
4- Allah’a ve Resulüne isyan edip karşı gelen kişiler.
Kim Allah’a ve Resulüne isyan ederse, kesinlikle o apaçık bir sapıtmayla dalalete düşmüş olur.
5- Allah’ın ve Müslümanların düşmanı kâfirleri dost edinen kişiler.
Ey iman eden kişiler! Benim düşmanlarımı ve kendi düşmanlarınızı dostlar edinmeyin… Sizden kim bunu yaparsa, kesinlikle o yolun düzgününden sapıtıp dalalete düşmüş olur.
1- Peygamberimiz (saa) şöyle buyurmuştur: “Gazaba uğrayan kişiler” Yahudiler ve “Dalalette olan kişiler” Hıristiyanlardır.[25]
2- İmam Cafer Sadık (sa) şöyle buyurmuştur: “Gazaba uğrayan kişiler” Nasıbiler[26] ve “Dalalette olan kişiler” imamı tanımayan şek ve şüphe ehlidir.[27]
3- İmam Ali Rıza (sa) şöyle buyurmuştur: Kim Hz. Ali’ye (sa) ibadet ederse, “Gazaba uğrayan kişiler” ve “Dalalette olan kişiler” zümresinden olur.[28]
a) “Gazaba uğrayan kişiler” Allah’a isyan ve düşmanlık bakımından “Dalalette olan kişiler” zümresinden daha şiddetlidirler.
b) “Gazaba uğrayan kişiler” ve “Dalalette olan kişiler” her inanç grubundan olabilirler.
c) Peygamberimiz (saa) ve İmamlarımız (sa) verdikleri örneklerde, “Gazaba uğrayan kişiler” ve “Dalalette olan kişiler” zümresinin, kendi zamanlarındaki en bariz numunelerini açıklamışlardır. Dolayısıyla günümüzde söz konusu olan zümrelere, farklı isimlerle yeni gruplar katılmış olabilir.
«و الحمد لله ربّ العالمين»
2013-11-07